FLASH HABER

 
Ana Sayfa arrow Güncel arrow Makaleler arrow İktidar tutkusu ve faili meçhul cinayetler
İktidar tutkusu ve faili meçhul cinayetler Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Öztürk   
Çarşamba, 27 Ocak 2010

Ocak ayı ülkeyi sarsan faili meçhul siyasal cinayetlerin adıyla anılıyor uzun yıllardan beri. Metin Göktepe, Hrant Dink, Uğur Mumcu, Gaffar Okan, Muammer Aksoy bu ay içinde öldürüldü hep. Bu yüzden kimi sivil inisiyatiflerin girişimiyle Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü 24 Ocak’tan başlayan hafta, “Adalet ve Demokrasi Haftası” olarak ilan edildi. Bir hafta boyunca yapılan etkinliklerle, karanlık güçlerin üzerine ışık düşürülmeye çalışılırken, her biri ülkenin bir başka değeri olan o güzel insanlar anılıyor. Herkesin dileği ortak bu anmalarda: Bu alçakça cinayetler unutulmasın ve bir daha olmasın asla... Faili meçhule kurban giden aydınlık yüzlü insanların yitip giden bedenleri gibi isimleri de karışmasın meçhule... Karışmasın ki, unutkanlığımızdan cesaret alan caniler, ülkenin geleceğine yeni pusular kurmasın...

Bir daha böylesi cinayetlerin olmamasını istiyorsak işe, devlet - yurttaş ilişkisini sorgulayarak başlamak gerekiyor galiba. Yurttaşlarının yaşam kalitesini yükseltmek için servisler sunan teknik bir örgütlenmeden ibaret olması gereken devlet, araç olmaktan çıkarılıp bekası için her türlü hukuksuzluğun yapılabileceği kutsal bir varlık haline dönüştü zaman içinde. Büyük rantlar üreten, oluşturduğu akla hayale gelmeyecek kadar çok kolla, özel yaşam dâhil hayatın bütününe müdahil olan devasa bir kurum çıktı ortaya. Kimilerince yaşamın özü haline dönüştürülen iktidar tutkusunun da beslediği itilim, bu çok kutsanan varlığı korumak için gizli örgütlenmeler oluşturdu derinliklerinde. Resmi ideolojiler, mitler, kahramanlar üretildi; komplolar kuruldu, cinayetler işlendi, güdülenmiş haberler (dezenformasyon) yayıldı, provokasyonlar yapıldı. Yurttaşa hizmet için oluşturulan kurum, yurttaşların üzerindeki en ağır baskı örgütü haline geldi.

Dünyada da örneği çok ama bizim ülke bu işlerin şahikası galiba. Araştırmacı – Yazar Alpay Kabacalı, Uğur Mumcu’ya adadığı “Tanzimat’tan Günümüze Türkiye’de Siyasal Cinayetler” adlı kitabında, Tanzimat sonrasından 12 Mart 1971 askeri rejimine kadar uzanan yaklaşık 130 yıllık zaman dilimi içerisinde 80 kadar siyasal cinayet ve suikast girişiminden söz ediyor. Bir başka yazar, Orhan Gökdemir ise “Faili Meçhul Cinayetler Tarihi, Osmanlı'dan Günümüze Bir Tarz-ı Siyaset Olarak Cinayet” adlı kitabında Türkiye’de devlet yurttaş ilişkisinin ta en başından beri nasıl da devlet ekseninde kurgulandığını, tarih denilen şeyin iktidar uğruna işlenen cinayetlerden ibaret olduğunu anlatıyor, insanın tüylerini diken diken eden cümlelerle…

Çok bilinen, çok da unutulan bir şeyi bir kez daha anımsatıyor Gökdemir. Siyasal cinayetlerin tarihini ta Osmanlı’nın kuruluşuna 1. Osman'ın amcası Dündar'ın öldürülmesine kadar uzatırken, iktidarının doruğunda iken zehirlenerek öldürülen Fatih ile bu coğrafyada, cinayetin bir “tarz-ı siyaset” haline geldiğini çıkarıyor ortaya. O Fatih ki, “Her kimesneye ki evladımdan saltanat müyesser ola karındaşlarının nizam-ı alem içün katletmek münasibidir.”diyerek kardeş kanı üzerine iktidar kurmanın yolunu açacak kanunnameyi yayınlamıştı. Yayınlamıştı ama kendi canını da kurtaramadığı gibi, “gut hastalığından öldüğü” açıklaması yapılmıştı ilgililerce.

Gökdemir’e göre İttihat ve Terakki bu tarz-ı siyaseti doruklarına çıkarıyor, Cumhuriyetse onun bıraktığı yerden devralıyor bayrağı. Ve muhalefetin yeniden ayağa kalktığı 19601ı yılların sonundan zamanımıza kadar “faili meçhul cinayet tarz-ı siyaseti” hep yürürlükte tutuluyor. Geçen yüzyılın başında ve sonunda ülkenin demokrasiye en çok yaklaştığı zamanların, aynı zamanda bir cinayetler dönemi olarak ortaya çıkması da gösteriyor ki, demokrasi, her durumda devletin bir çaresizlik dönemine işaret ediyor, ona göre. Cinayet, bir zor zaman siyaseti bu ülke için. Ve bu kitapta muhasebesi çıkarılan 2000'e yakın faili meçhul olayı, o siyasetin ne anlama geldiğinin altını çiziyor bir kez daha…

Ders almayı bilenlerce tarih, birçok dersle dolu. Beynini hamasetin prangalarından kurtarıp da akıl gözü ile bakınca dünyaya bugünü çok daha kolay kavrayabiliyor insan. Cinayet işlemeyi, iktidar savaşının sıradan bir aracı haline dönüştüren bir kültürün derinliklerindeki şebekeler çok daha ürkütücü bir hal alıyor. Ergenekon yargılamalarına bir de bu tarih bilgisi ile bakınca, ardındaki samimiyetsizlik tüm çıplaklığıyla çıkıyor ortaya. Kamuoyunun bunca ısrarı, ortaya çıkan tüm bilgilere karşın işlenmiş bir cinayetin bile dosyalara girmemesi acı acı düşündürüyor insanı. Şayet derin devlet ortaya çıkarılacaksa, önce Abdi İpekçi’ye, Harant Dink’e uzanan silahın arkasındaki güçler çıkarılacak ortaya. Turan Dursun’u, Muammer Aksoy’u, Çetin Emerç’i, Musa Anter’i katledenler açığa çıkarılacak. Bahriye Üçok’un, Uğur Mumcu’nun bedenini parçalayan bombaların adresleri deşifre edilecek. Bunlar olmadan yapılacak şeyler, bir temizlik harekâtı değil, iktidar kavgasının bir başka boyutta yeniden üretilmesinden ibaret olacaktır ancak…

 
< Önceki   Sonraki >
© 2005-2009 ZonguldakBilgi[Kent ve Kültür Rehberi]
Joomla!