|
Mustafa Sarıgül, Kenan Evren yaz, ara... Mustafa Sarıgül, CASA yaz, ara... İstanbul Nişantaşı’nda Bali Sanat Galerisi’nde Kenan Evren, Berç Toroser isimli ressam arkadaşıyla bir sergi açar. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Evren’i kapıda karşılar. Bir konuşma yapan Başkan, Evren’in hizmetlerini över, 6 milyar liraya bir Evren tablosu alır.
16 Nisan 2003 tarihli Evrensel Gazetesi’nde Koray Karaermiş imzasıyla bu haber yer alır. Bu arada magazin, sanat, sosyete dünyasının galeriyi doldurduğunu yazmaya bile gerek yok. O tarihlerde sergi haberini okuyunca galeri sahibine Evren bağlantısı nedeniyle “ayıp olmuyor mu” gibisinden bir kart attığımı anımsıyorum. Ya nasıl olur, Evren-Sarıgül ilişkisi derken araya Fehmi Işıklar düştü geçenlerde. İzmir’de Sarıgül’lü konvoya katılan eski SHP’li isimler arasında anıldı Işıklar’ın ismi. Fehmi Işıklar 12 Eylül darbesi öncesi DİSK yöneticisiydi. Evren’den kaçarken Taksim’in göbeğinde büyük bir otelde yakalandı. Şimdi yeni ilişkiler zinciri ile yıllar sonra Sarıgül üzerinden Evren’le ilişkilenmiş oldu. Bir başka açılışta üçü birlikte olurlarsa şaşırmamaya hazır olalım. 13 yıl önce Kenan Evren’in yolu –nedense- bu kez bizim kente düşer. Valinin davetlisi olarak 11 Kasım 1997’de Zonguldak' a gelir. Deniz Kulübü’nde şerefine bir yemek verilir. 120 kişi davet edilir, “Zonguldak Sevdalıları”nın aşırı çoşkusu ile sayı 300’ü bulur. O yılların CHP yöneticisi Harun Akın da yemeğe katılır. SİP, ÖDP ve Emek Partisi, “Demokrasi Platformu’ndan bile bu yemeğe katılım var” diye yırtınırlar. Bu haber yerel Susma Gazetesi’nde yer alır. Cunta Reisi’nin yemeğine katılmak yatırımcı erkekler dünyasında ayıp, sakncalı sayılmadığı için gelen günlerde Harun Akın CHP’den milletvekili bile olur. Susma’yı yayımlayan gazeteci Bizim Bahattin de, tepesi Evren işine bulaşmış bu partiye yıllar sonra koşa koşa gelir. CASA işine gelince… Gazeteci Nezih Tavlaş “CASA Olayı-Bir Alternatif Skandal Önerisi” başlıklı bir kitap yazar 1990 yılında. Sunuş’u Uğur Mumcu kaleme alır. Kitap, İspanyol CASA şirketinin ülkemizdeki askeri amaçlı Hafif Nakliye Uçakları’nın pazarlanmasının öyküsüdür. Öykünün içinde, dönemin SHP Milletvekili Mustafa Sarıgül de yer alır. 140 sayfalık bu kitabın tartışıldığı günlerde Sarıgül, ben sadece iki kişiyi buluşturdum, açıklaması yapar. İlişkili isimler arasında komisyoncu Zeynel Abidin Erdem, ANAP’dan Ercan Vuralhan öne çıkar. Özal ailesi de ilişkiler içinde yer. Dünya’nın batısında pek tutulmayan bu uçaklardan ikisi Türkiye’de düşer. 17 Mayıs 2001’de, Diyarbakır’da havalandıktan kısa bir süre sonra yere çakılan uçakta 38 asker ölür (anımsadınız mı?). Çok satışlı gazetelerin köşelerinde Nezih Tavlaş’ın kitabı ancak (kitabın çıkışından 11 yıl sonra) bu çok sayıda ölümden sonra gündeme gelir. Uçakların alım kararları ve süreci ilişkileriyle tartışılır. Emin Çölaşan, Derya sazak, Fikret Bila, Orhan Birgit köşelerinde konuyu ele alırlar. Yıllar önce bu kitabı İstanbul sahaflarında yakaladıkça toplayıp toplayıp bizim kente getirdim ki, alıp okunsun; benim gibi eskiler belleğini diri tutsun, ilişkilerini, yerini bilsin, vatan-millet-emperyalizm-shp-chp nutuklarını yemesin. Tepesi Kenan Evren’le ilişkili, ne sağcı-ne solcu olduğu kentimizde açıklanan Sarıgül’lü yeni partinin listesinde, cuntanın 3-4 yıl içerde tuttuğu, darbelenmiş iki insan-oğlunun ismini görür gibi oldum gazetelerde. Yanılmayı çok çok istiyorum. Yoksa, bu ilişkiyi kabullenmek zor olacak. Arkada bıraktığımız tüm ölülerimizi acıtmayı kim isteyebilir ki ! Bizim gibi antenleri hep açık, tercihli saflar için memleket ilişkileri şaşırtıcı olsa da, politika dünyası eskiye inat yüzde doksan dokuz erkekler dünyasıdır. Kadınlar yardımseverlik ve ayak işlerine bakarlar bu dünyada; erkekler ise pek duygulu olurlar. Asık suratlı, az konuşan, sert pozisyonlu adamlar bülbül gibi olurlar, sosyalleşirler. Bayramlık giysili çocuklar benzeri çevrelerince fark edildiklerini bilmek isterler. Gözleriyle aranırlar…Kimi zaman sorular karşısında birden sinirlenir, partilerinin neferi olduklarını haykırırlar. Şu taşranın politika dünyası magazin haberleri gibi de izlenebilir; kim kiminle nerede görüldü, kim kimden neden ayrıldı, kim kiminle kimi ziyaret etti. Kim kiminle kimin cenazesinde, düğününde, açılışında, kahvaltısında görüldü…Kim kiminle kimin aylık dergisinde basılı çıktı… Bu “çocuk adamların” siyasi partileri, kent denilen altı-üstü hazinelerle dolu dev araziyi paylaşmak için tarafları ilişkilendiren, buluşturan bir sosyal kulüptür aslında. Tabandaki garibanlar da; kulübün güçlü üyelerinin kendilerini iyi, huzurlu, faydalı, vicdanlı hissetmelerini sağlayan, ellerinden tutulacak sosyal noktacıklardır, Onlar karıncalar kadar çokturlar. Bu karıncalar bana hep, içeriği birbirini tamamlayan üç kitabı ülkemizde de yayımlanan Arno Gruen’in şu derin cümlesini aklıma getirir: “Tuhaf olan, insanların, aslında kendilerini aşağılıyanlara karşı gösterdiği hayranlıktır” Asıl aydınlanma kendimizden başlayarak bu derin tuhaflığı sorguladığımız, yorumladığımız zaman başlayacak. Sonrası kolay, çünkü bu tür sosyal terapi karıncalara özgüven olarak dönecek. Arazilerin en güzeline sahip, cumhuriyet, emek ve acı yorgunu bu kentin karıncaları, arıları siyasetin bu “çocuk adamları”nın şımarıkca önlerinde topladıkları devlet yapımı pahalı oyuncakları aralarında paylaşıp kendi dayanışmaları için koşturacak. 28 Ocak 2010
|