|
Zalimlerin zulmü |
|
|
|
Yazar Hüsamettin Ayvacı
|
|
Cuma, 29 Ocak 2010 |
Türkiye’de taşların canı olsaydı çoktan ölürlerdi veya paramparça olurlardı; Müslim Baba’nın dediği gibi “paramparça”.
Ne oluyor gene? Şimdide “Balyoz harekâtı” denen senaryo ortaya çıktı. Efendim! 1. Ordu Komutanlığı, 2003 yılı Mart ayında subaylarına bir seminer vermiş. Bu seminerin amacı “irtica tehlikesine ve dışarıdan bir saldırı olduğunda TSK’nin nasıl bir yol izleyeceğini anlatmakmış. Ama bakıyoruz ki, Ordu, düşmanla uğraşmaktan çok kendi milletinin canına ot tıkama peşinde. Ordu, devletin sivil memurlarının ve siyasi seçilmiş yöneticilerinin yerlerine subaylarını yerleştirince her şey yoluna mı girecek? Nerede görülmüş askerlerin yönettiği ekonominin bereketli olduğu? 1930’lu yıllarda ekonomiyi bilen Celal Bayar olmasaydı, Türkiye, 1929 krizini kolayca geçip toplumun temel gereksinimlerini karşılayan yatırımlar yapabilir miydi? Daha sonra, İkinci Dünya Savaşı esnasında kuraklığın ve savaşın vurduğu şamarların acısını çekti halk; hem aç kaldı hem açık. Başta İsmet İnönü ve adamları vardı, Varlık Vergisi, erzak karaborsası sistemi kilitlemişti.
Ne demişti Atatürk? Köylü milletin efendisidir. Köylü köyde çitçilik yapar, hem kendisini doyurur hem de şehirde oturanlara satarak doyurur. 1925’lerde şehirlerde oturan köyde oturanın onda biri kadar olduğunda bu söz çok doğrudur. Şimdilerde köyde oturanlar, şehirde oturanların yarısına indiler. Köylüler zanaatkâr oldular, işçi oldular, çeşitlendiler. Şimdi milletin efendisi hem işçiler, hem çiftçiler ve hem de köylüler olmalılar, ama nerede?! Dünde asker, bürokrat, ağalar ve tüccarlar milletin efendisiydi bugün de efendisi… Ve bugün işçiler işlerini kaybetmiş, zanaatkârlar siftah yapmadan kepenk kapatır, çiftçilerin tarlalarına ipotek konmuş, ektiklerine tefeciler, tüccar ve banka el koyuyor!
Devletin yönetiminde zenginleşen yöneticiler ve siyasetçiler var; hepsi egemen efendilerle işbirliği içinde. Zenginler vergi vermiyorlar, okul ve çeşme yaptırıyorlar, yardımda bulunuyorlar. Devlet zevatı da onlara berat veriyor, işçinin, çiftçinin ve zanaatkârın vergisi hiç dikkate alınmıyor. Bakın bütçeye vergiler kimlerden toplanıyor, nerelere harcanıyor ve vergi kaynaklarıyla gelir dağılımı nasıl çarpık bir manzara sunuyor?
Ne demişti Atatürk? Köylü milletin efendisidir. Hayır, köylü milletin efendisi olmasın!, işçi, zanaatkâr milletin efendisi olmasın devletin efendisi olsun; devleti üretenler yönetsin. Askerin, memurun ve diğer kamu yöneticilerinin de efendisi üretenler olsun; ayaklar baş olsun! Bakın o zaman savaş, darbe, enflasyon, kriz, yoksulluk, sağlıksızlık ve eğitimsizlik oluyor mu?
Devlete sahip olan, efendisi olan tefeciler, sermayedarlar, ağalar ve işbirlikçileri silahlı kuvvetler ile devletin diğer temsilcileri üretenlerin işlerini, topraklarını ellerinden aldılar, derneklerini, sendikalarını ve partilerini kapattılar, yoksulluğa, açlığa mahkûm ettiler.
TÜSİAD yeni başkanı, Cem Boyner’in eşi Ümit Boyner, “gergin bir toplum olarak yaşamaktan yorulduk, hızlı koştuk ruhlarımız geride kaldı. Sıkılmış yumruklarımızı açıp el sıkışmazsak ruhlarımız rahat etmeyecek; Türkiye’nin varlıklıları ve şanslıları diğerlerini bırakıp ileriye koşamaz. Hızlı dünyada kimseyi bekleyemeyiz ama geride bırakmadan el ele ilerleyebiliriz. Türkiye’nin sadece istihdam ve cari işlemler açığı yok, demokrasi açığı da var” demiş. Sormak lazım; kiminle el sıkışacaksınız? İşçiyle mi, sendikalarla mı, askerle mi, işsizle mi, polisle mi? Gecekonduda yaşayanlarla mı, villada yaşayanlarla mı? Dolmuş parası olmayanlarla mı, Porsche’ye binenle mi? Boğaz Sırtları’nda yaşayanlarla mı, Çağlayan Sırtları’nda yaşayanlarla mı? Siz hiç yoksularla bir arada, biraz yaşadınız mı?
Birinin aylık geliri 500 TL, birisininki 500 bin TL. olan ülkede demokrasi olur mu? Çalışanların milli gelirden aldığı pay yüzde 35, çalışmayanların yüzde 65 olduğu ülkede demokrasi olur mu? Bu çarpılığı siz yaratınız, siz TÜSİADÇILAR!
Tekel işçileri zalimlerin zulmünü gösteriyor; üretenler, yoksullar ne anlıyorsunuz?...
|
|