|
Mengen dağındaki barikatın önünde, bundan tam 20 yıl önce üzerine yıldız yağan eylemcilerden biri de bendim. “Ekmek ve özgürlük” mücadelesinin, nasıl da gelip bir “onur mücadelesi” haline dönüştüğünü -söylemesi ayıp- herkesten biraz daha fazla bilirim bu yüzden... Ankara’da tarih yaparak direnen TEKEL işçilerinin içimde, bambaşka duygular uyandırması biraz da bundan galiba... Tuzu kuruların, yüzsüzlüğü yaşamının bir parçası haline getirmiş hacıyatmazların, iktidarda kalmak için her yolu mubah sayan siyaset esnafının bu mücadeleye karşı çıkmak için nasıl da hayâsızlaştığını hayat yaşatarak öğretti bana... Sıra bugün TEKEL işçilerinde. Bir yandan Ankara’nın ayazına, diğer yandan yürekleri ayaza kesmiş haramilere karşı direniyor onlar... Emekçilerin, düzen mağdurlarının, yolda kalmışların seslerine kapalı sağır kulaklara duyurup, toplumun üzerindeki ölü toprağını kaldırarak üstelik... Tıpkı bizlerin 20 yıl önce yapmaya çalıştığı gibi... Dedim ya grev boylarının eski eylemcilerindenim... Anadolu topraklarının ulu sesi, başka bir direnişin şairi Ahmed Arif’in “El ayak buz tutmuş, yürek cehennem” dizelerinde anlattığı ruh halini de söyleyebilirim rahatlıkla. Ne güzel duygudur o, başka dünyanın şarkılarına en çok böylesi zamanlarda yakın hisseder insan kendini... Söylemeden geçmek olmaz, grevi “ideolojik” bulup lanetleyen sesleri de çok iyi tanıyorum, “tüyü bitmedik yetim” edebiyatının arkasına saklanıp, kamunun kaynaklarını hortumlayanlara yol veren serdengeçtiliği de... “Vatan, millet Sakarya” hamasetine de karnım epey tok hani... Sözün kısası emekçilerin yaşamını cehenneme çeviren haramilerin yalanlarına karşı şerbetli sayılırım epeyce... Başbakan Erdoğan’ın TEKEL işçilerine “Aman ha dikkat edin, kullanılıyorsunuz” diye seslenişini bu duygularla karşıladım. “3 milyona yakın insanın, memurun, asgari ücretlinin vebali var” açıklaması bir isyan duygusu uyandırdı içimde. “Bu parayla çalışacak milyonlarca işsiz var” sözleriyse onun adına utandırdı ancak... “Buradaki olay hak arayışı içinde masum taleplerin değil, hükümet karşıtı işin bir parçası olmuştur” deyişineyse acı acı güldüm yalnızca... Yıllar öncesinin yeminli işçi düşmanı Özal’ın, Zonguldaklı madencilerden söz ederken öfkeden deliye dönmüş kara yüzü geldi gözlerimin önüme... Sizi bilmem ama ben şu, “tüyü bitmemiş yetimin hakkı”, “72,5 milyonun emaneti” gibi laflara fena halde takmış haldeyim. Bu sözleri son derece içtenliksiz buluyorum çünkü. Sayın Başbakan’a, onun Zonguldak’taki sözcüsü Sevgili Hamdi Uçar’a seslenmek isterim bu yüzden. Emekçiler söz konusu olduğu zaman, harcanacak her kuruş için yetim tüyü saymaya pek meraklı olan sizler, Zonguldak İl Genel Meclisi Başkanı İsmail Terzi için ne gibi bir işlem yapıyorsunuz örneğin? Halkın Sesi’nin TTK’nin resmi belgesine dayanarak verdiği habere göre, bir yandan devletten maaş alırken diğer yandan Antalya’da safahat aleminde olduğu kanıtlanan ve bu yüzden aldığı “iş akdi fesih” cezası kendine tebliğ edilmeden apar topar emekli olan bu zatı halen bulunduğu görevde tutacak mısınız, çok merak ediyorum doğrusu... Daha bitmedi sorularım. Verilen ceza kendine tebliğ edilmeden emekli olduğu için devletten haksız yere aldığı binlerce liralık kıdem tazminatındaki yetim hakkını da arayacak mısınız? Aleni şekilde yolsuzluk yaptığı devletin resmi organlarınca kanıtlanmış bir kişiyi, kamunun milyarlarca (eski para ile trilyonlarca) lirasını yöneten bir kurumun en tepesinde tutmaya daha ne kadar devam edeceksiniz, bilmeyi çok istiyorum gerçekten... Sayın Başbakan, Sevgili Uçar, bu soruların sizin nezdinizde ne kadar anlamı var bilmiyorum ama inancını vitrinine koyup, toplumda “en dürüst” imajı yaratmaya meraklı sizler için bu durum bir turnusol kâğıdı görevi görecektir bana göre… Başbakan’ın “Bu paraya çalışacak milyonlarca insan var” cümlesi hakkında da söyleyecek birkaç sözüm var. Eğer bir ülkede insanlar açlık sınırının altında çalışmaya mahkûm edilmişse, bu utanılacak bir şeydir o ülke için... O ülkenin Başbakanı bir de bunu yurttaşlarına şantaj aracı olarak kullanıyorsa, bu utanılacak bir şey olmaktan da çıkar, yüz karası haline dönüşür hızla... Üç kuruşa 4/C’li çalışacak çok kişi var diyen zata, bedava başbakanlık yapmaya sayamayacağımız kadar çok insan var demek gerekiyor galiba... Evet, TEKEL işçileri Ankara’nın ayazında yiğitçe direnirken, kimilerinin yüzlerindeki maskeyi de düşürüverdi aşağıya... İmaj yapımcılarının itinayla yüzlerine sürdüğü cila aktı ve gerçek yüzleri çıkıverdi ortaya. Demokratik tahammüllerinin bir sınırı olduğunu söyleyerek her an faşistleşmeye hazır olduğunun sinyalini verenlere karşı tekelleşmemiz gerekiyor bizim de! Unutmayalım ki, çocuklarımızın aydınlık yarınlarının; iş, aş umudunun teminatı bugün TEKEL işçilerinin yanında tekelleşmekten geçiyor... Başka yoku da yok bunun…
|