FLASH HABER

 
Ana Sayfa arrow Güncel arrow Makaleler arrow Oya Baydar'ın anlattığı
Oya Baydar'ın anlattığı Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Öztürk   
Perşembe, 25 Şubat 2010


Ta “Bir ekmek, bir Politika” yıllarından beri ilgiyle izlediğim yazarlardan biridir Oya Baydar. 1970’li yılların son çeyreğinde hayatı onun yazdıklarıyla kavradım birazda. Toplumsal hareketliliğin en yoğun olduğu bu dönem başka türlü okumalar gerektiriyordu çünkü. Politika’da yazılarını keyifle izlediğim bir başka yazarsa Aydın Engin’di. Hâlâ aynı başlıkla yazmayı sürdürdüğü “Tırmık” adlı köşesinde okuma zevkimi zirveleyen yazılarıyla, öğrenmeye aç beynimi nakışladığım gibi, gönlümün de varsıllaştığını hissederdim. İkisinin karı koca olduğunuysa epey bir zaman sonra öğrenecektim.

12 Eylül yıllarında politik göçmen olarak yurtdışında yaşamak zorunda oldukları için uzun süre ayrı kaldım yazılarından. Zamanını tam olarak anımsamıyorum ama epey bir zaman sonra Aydın Engin Cumhuriyet’te “tırmık”lamaya başladı yeniden. Politik göçmen olarak yaşadığı Almanya’da şoförlük yaparken biriktirdiği anılardan oluşan yazı dizisini satır satır anımsıyorum neredeyse. Kahkahalarla güldürürken ince ince de düşündürmüştü beni. Oya Baydar’ın “Elveda Alyoşa” adlı kitabı tam da bu sıralarda çıktı. Yıllar sonra yeniden buluşmuştuk işte...

Yazınsal serüveni liseli yıllara kadar uzanıyor Oya Baydar’ın; ilk romanı Hürriyet gazetesinde tefrika edildiğinde 18 yaşındadır henüz. “Türkiye’de İşçi Sınıfının Doğuşu” konulu doktora tezini de hazırladığı İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde toplumsal-siyasal yapı araştırmalarına daha çok yer vermeye başlayınca, “Allah Çocukları Unuttu” ve “Savaş Çağı Umut Çağı” romanlarının ardından edebiyattan uzaklaşır biraz. Sokağın sesine kulak vererek sosyalist hareket içinde de aktif olarak yer alır ayrıca. Cezasını bulmakta da geç kalmaz elbette. 12 Mart darbecileri, TÖS ve TİP üyesi olduğu için hapse attığı gibi, üniversitedeki görevinden de çıkarır onu.

12 Eylül sonrasında 1992 yılına kadar sürgün olarak yaşadığı Almanya’da Berlin duvarının ve sosyalist sistemin çöküşünü içinde yaşayarak bizzat izler Oya Baydar. Edebiyata yeniden dönüşü de bu nedenle olur zaten. Çöküşün psikolojik ağırlığıyla baş edebilmek için hikâyeler yazmaya başlar, sözünü ettiğim “Elveda Alyoşa” bu koşulların ürünü olarak ortaya çıkar zaten. Her biri bir başka ödül kazanan “Kedi Mektupları”, “Hiçbiryer’e Dönüş”, “Sıcak Külleri Kaldı”, “Erguvan Kapısı”, “Kayıp Söz” ve “Çöplün Generali” romanları peş peşe gelir ardından. www.t24.com.tr adlı internet sitesinde “Vicdan Yazıları” başlığı altında, her bir satırı bambaşka bir insani duyguyla yüklü yazılar yayımlıyor şimdilerde. 

Bu sitede “AK Parti Travmasını Aşabilmek İçin” başlıklı iki yazısı yayımladı Oya Baydar’ın. 35 yıl öncesinin aynı açlığıyla okuduğum yazı bugün olan biteni son derece yalın bir dille anlatıyor bize. “Toplumsal sınıflar ve katmanlar ve onların kültürel kalıpları, ideolojileri, akışkanlıkları; zamandan, mekândan, içinde yer aldıkları ülkenin tarihinden ve bugününden bağımsız, donmuş kalmış toplumsal formasyonlar değildir. 19. yüzyılın Avrupa işçi sınıfı ile 21. yüzyılın Japonya işçi sınıfı, ya da 19. yüzyıl burjuvazisi ile 21. yüzyıl ABD burjuvazisi -sınıfsal öz ve temel çıkarlar ‘şimdilik’ aynı kalmakla birlikte-  sömürü biçiminden dünyayı kavrayışa, yaşam kültüründen siyasal davranışa kadar pek çok alanda farklılıklar gösterir. Türkiye’nin toplumsal-sınıfsal yapısı da bu kuralın dışında değildir. Toplumsal sınıfları, katmanları ve onların ideolojisini  donmuş kalıplar olarak görmek Marksizm’in özellikle Türkiye’de alışık olduğumuz  - ve acısını çektiğimiz- indirgemeci, ezberci, kaba yorumundan ibarettir” diyor, o yazıda.

Devam ediyor sonrasında: “Böyle baktığımızda, AKP’nin, kapitalizmin globalleşme çağında Türkiye’de son otuz yılda palazlanmış sermaye kesimlerinin, başka bir deyişle neo-liberal dönemin yeni Türkiye burjuvazisinin partisi olduğunu; ve benzer kitle partileri gibi halk kesimlerini yedeğine aldığını görebiliriz. Sermayenin ve burjuvazinin çıkarlarının takipçisi ve sözcüsü olma açısından AKP’nin 1950’lerin DP’sinden, AP’den, günümüz CHP’sinden ve benzerlerinden, dayandığı sınıf ve savunduğu çıkarlar açısından özde bir farkı yoktur”.

Ve ekliyor ardından: “Ancak konuyu şematizmden kurtarıp biraz daha inceltmeye çalışırsak, bugün AKP’nin dayandığı ve çıkarlarının sözcüsü olduğu sermaye kesimlerinin, diğer burjuva partilerinin arkasındaki sermaye kesimlerinden farklı olduğunu hemen görürüz. Türkiye’nin, Cumhuriyetle birlikte devlete dayanarak palazlanmaya başlamış, 20. yüzyılın ikinci yarısında batı sermayesiyle kaynaşmış, 21. yüzyıl başlarken global pazarla bütünleşmiş batıcı-laik diye niteleyebileceğimiz sermaye kesimleri; tümüyle değilse de ağırlıklı olarak ve son kertede devletçi, otoriter, vesayetçi rejimin payandalarıdır. Buna karşılık AKP; Anadolu ağırlıklı, ticarete, müteahhitliğe, tefeciliğe, yerel sanayiye dayalı; muhafazakâr dinsel referanslara sahip yeni servet ve sermaye sahiplerinin siyasal gücü olma işlevini yüklenmiş görünmekte, bu işlevini de oldukça yırtıcı ve saldırgan şekilde yerine getirmektedir. Böyle bakarsak, en temelde ve özde Türkiye’de yaşanan  yarılmanın ve cepheleşmenin, bir yanıyla burjuvazinin farklı kesimleri arasında bir savaş olduğunu, kitlelerin bu savaşta asker olarak cepheye sürüldüğünü, her kesimin kendi yedeğine belli güçleri aldığını görürüz.  Bugüne kadar kendisini tıpkı askerler ve Cumhuriyet oligarşisi gibi memleketin -siz sömürü anlayın-tartışmasız sahibi sayan devlet ve rejim kökenli sermaye kesimleri, yeni gelenlere yer açmakta, onları kabulde ve sömürü paylarını bölüşmekte zorlanmaktadırlar. Yeni gelenler, yani neo-liberal dönemde palazlanmış, AKP’de sözcülerini ve partilerini bulmuş sermaye kesimleri ise, kapitalist dünya pazarı ve iç sömürüden pay alma mücadelesini kıran kırana sürdürmektedirler.”

Tüm bunları okuyunca ülkede olan bitenleri daha iyi anlamadınız mı? Bilim ahlakı olan iyi bir sosyologa, ömrünü ülkesinin özgürleşmesine adamış bir mücadele insanına, dahi bir yazın insanına yakışan da budur elbette…

 
< Önceki   Sonraki >
© 2005-2009 ZonguldakBilgi[Kent ve Kültür Rehberi]
Joomla!