|
ELE VERİR TALKINI KENDİ YUTAR SALKIMI Bey’imler / Deyimler irdelemesidir Tüyü bitmedik yetim hakkını yemek: Bu önemli bir sorundur. Hatta, devlet malı deniz, yemeyen domuz sözüyle özdeştir diyebiliriz. İktidar olmak sorumluluğu, bu hakkın yedirilmemesini de gerektirir. Dahası, bu hakkı yedirmemek kadar, devlet olanaklarını kendi yakınlarına peşkeş çekmemeyi de gerektirir.Bunu yapıyorsa; bu öyle bir uygulamadır ki; 72,5 milyonun emanetini kötüye kullanmaktır bir… Bir de,milletimin parasını, devletimin kasasını soydurmayız haykırışını havada bırakır… Benim milletim, benim partim: Millet, bir parti ya da parti liderlerinin tekelinde değildir. Eğer lider, benim partim diye söze başlıyorsa, bizde lider sultası olduğu gerçeğini/savını haklı çıkarır. Böyle olunca vekil de milletin değil, liderin vekilidir. Böyle olunca da J.J.Rousseau haklı çıkar: “iktidar mevkiinde olanlar, onu süistimale meyyaldirler.” Va mı bunun başka bir izahı ? Durum böyle olunca, Meclis başkanını da, muhalefet iderini hatta milletvekillerini azarlama hakkına sahip olur Başbakanlar… 4 - C’de Çalışmaya Razı Olmak: Müktesep haklarını korumak ve sürdürmek isteyen Tekel işçilerini, böyle bir man-tıkla eleştirmek, hukuki olmadığı gibi haklı da olamaz. Hele hele, dışarıda 4-C’de çalışmaya razı binlerce işsiz var diyerek korkutmaya kalkışmak da şık bir ifade değildir.Bu hukukun üstünlüğü ilkesine de aykırıdır. Ama iktidarlar, hukukçularını üstün görerek Bu ilkeyi de yok sayabiliyorlar.AKP iktidarı salt bu nedenle yargıyı baskı altında tutmak yolunu seçmiştir. Sevgili Yekta Güngör Özden, 20 yıl önce Devrek’te bunu şöyle açıklamıştı “Hukuk siyasallaşıyor, siyaset dinselleşiyor” Yaşadığımız durum da bu değil mi ? Hitabet sanatında argoya yer var mıdır? Asla yoktur. Kimi zaman kullananlar oldu.Bu üslubun siyasete egemen olması rahmetli Özal’la başladı; Tayyip Bey’le doruğa çıktı. Hele hele kavgacı bir üslup asla yakış-mıyor.Atatürk’ün konuşmalarına, İnönü ve Menderes’in hatta Demirel’in üslubuna dikkat edelim; hep diplomatik ve itidalli, özenli bir dille konuştuklarını görürüz. Meclis’teki son kavganın temelinde bu kültürden gelmeyenlerin buna çanak tuttuğunu da gördük. TBMM ne Taylan, ne Kore, ne de Endonezya meclisidir. Ne yazık ki, kendi değerlerimizi korumak yerine onlara özenenler çoğunlukta, ne diyelim ? Dünyanın gözünde Türkiye nasıl görünüyor? Sayın Başbakanımızın gözüyle baktığımızda şöyle görünüyor : “ Türkiye, adaletin, barışın, insani değerlerin savunucusu olarak dünyada takdir topluyor” Zira, Osmanlılar’ın evlatları, Ankara’ya mahkûm olarak (?!.) kalamazlarmış. Eğer sizin dünyanızda “one minute’le Araplar’ın övgü ve sevgisine gereksinim duymak ve köpeklere bile Arap adı veren bir ulus olarak utanmamız öğütleniyorsa; elbette böyle görünür diyemiyoruz. Başkentinde Tekel işçileri, İstanbul’da İtfaiyeciler eylemdeyse; adalet yalnız iktidar sahipleri için varsa, içerdeki terör barışa engelse bu sözün ne anlamı var acaba ? GÜÇLÜ İKTİDARI ETKİN-ETKİLİ MUHALEFETİ NE ZAMAN GÖRECEĞİZ ? Sivri dilli adamları, hatta kadınları severim. Ancak bunu argoyla yaparlarsa, bunun nda terbiyesizlik sayarım.Ama erkek, bu diliyle kadına - hele de Meclis Başkanvekiline karşı - baskı uyguluyorsa ,terbiyesizlikten de öte bir şeydir bu. Hele hele bu adam eski bir Meclis Başkanı ise, buna bir ad bulamıyorum… Başbakan, nerede ne söyleyeceğini, asabnıı dizginleyerek dilini özenle kullanacağı bir üslupla konuşmasının büyük yararları olacağını bilmelidir. Meclis Başkanı-nı, muhalefet liderleri ve milletvekillerini azarlamaktan kendini alamadığı durumlarda nelere meydan vereceğini, geçen haftaki kavgayla öğrenmiş olmalıdır. Ama hiç de öyle olmadığını gözlüyoruz her ne hikmetse.Bu da bir üslup ve bir taktik sorunsalı galiba… Manisalı büyük, alkış almak için coşkusundan pervasızla-şıyorsa, Başbakana yaranmak için ağlıyorsa bu onun Devlet Bakanı sıfatına yakışmıyor.Ama ikinci sıfatı için (Başbakan yardımcılığı) buna da bir diyeceğimiz yoktur. Türkiye’nin en büyüğü( Cumhur Gül alınmasın), kendine biat edenlere karşı hak ettikleri üslupla konuşabilir. Ancaak, oyumuzu sana verdik diyenlere, kendine o vermeyen seçmen-lere karşı sokak ağzıyla konuşabilir mi ? Konuşmaması gerekir. 2007’de bunun karşılığını görmedi ise, 2011’deki sandıkta bulabilir. Milletin sabrını böylesine zorlamanın ne mantığı var, ne de adabı ! Edep,adap diye bas bas bağıran Başbakan’a yakıştıramıyorum bunları… Eski TBMM Tutanak dergisinde Başbakanlarımızın, Meclis Başkanları ve vekillerinin (kavgalarda bile) ne denli özenli bir üslup kullandıklarına bakmak yeterli ola-caktır. Ama eğer, buna gerek duyuyorlarsa… Çoğunluk partisinin (iktidar kanadının) saldırganlığını, ka-balığını bir ölçüde kabul edilebilir yanı vardır.Ne var ki, bunu bir alışkanlık haline getirmek ise Yüce Meclis’e yakışmıyor. Yakıştıranlara selam olsun ! Bir sorun da şudur: Muhalefet sözcülerinin önergelerinin Meclis Gündemine alınmadan reddedilmesi konusu…Tartışmalardan sonra reddi daha şık olmaz mı ? Bu gelenek ben kendimi bildim bileli sürmektedir. Artık buna kesenkes son verilmelidir.Aynı yöntem-le, bürokratlara soruşturma izni verilmemesindeki keyfiliği de eklemem gerekiyor… Bugün erkler ayrılığı tek elde- özellikle de Yürütme – top-lanmak istenmektedir. Kavgaların temeldeki nedeni de budur. Bu sivil dikta isteğinin kanıtıdır. Her ne denli iktidar kandı bunu reddetse de, görüntü aynen böyledir. Zahiri görüntüye aldanmayalım. Dünkü Barış Yemeğinde Meclis Başkanı Şahin, Muhalefetten daha fazla katkı beklediğini söyledi. İktidar buna izin veriyor mu? Önce bu sorunun yanıtı verilmelidir.Çirkin siyasetçinin, kirlenen siyasetin, siyasetteki tıkanma ve şiddetin temelinde şeffalık vaad eden; dokunulmazlıkların kaldırılması sözünü yerine getirmeyen iktidarın büyük suçu vardır. Haa, muhalefet de hiç masum değildir bu konuda…
|