|
Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV) olarak “kentin ortak aklını üretmek” üzere geçen Pazar günü gerçekleştirdiğimiz “Dünden Yarına Filyos” paneli sonrasında kaleme almayı düşündüğüm bu yazı gecikti biraz. Biliyorsunuz, bu köşe Pazartesi ve Perşembe günleri açık yalnızca. Pazartesi günkü yazımı gazeteye verdiğimde daha panel başlamamıştı bile. Perşembe günkü yazımsa, Kozlu grizu can kırımının yıldönümüne denk gelince, Filyos üzerine yazacaklarım bir hafta gecikmiş oldu. Paneli, öncesi ve sonrasıyla çok öğretici bulduğumdan üzerinden atlamak istemedim. O çalışmada kent ölçeğinde bir meseleyi nasıl ele almamız gerektiği konusunda dersler olduğu kadar, ele aldığımız bir meseleyi yüzümüze gözümüze bulaştırma yeteneğimizin de çok net bir fotoğrafı vardı çünkü… Her şeyden önce bu panelin uzun bir emeğin ürünü olduğunun altını kalın bir çizgi ile çizmek gerekiyor. Filyos gibi pek çok yönü olan bir konuyu her boyutuyla ele alabilecek insanlara ulaşmak gerekiyordu öncelikle. Projesinden, ekolojisine; tarihsel mirasından, endüstriyel planlamasına kadar tüm boyutları siyasetin her yanından faydacılık sızan popülist diliyle değil de, bilimsel bir akılcılıkla ele alınmalıydı. Kentin ortak aklı, siyasi kamplaşmalarda değil, bilimin ışığında üretilebilirdi ayrıca. Bu niyetlerle yola çıkıldı ve gerçekten her biri alanında uzman olmuş güçlü bir panelist kadrosu çıktı ortaya… Makine Mühendisleri Odası’nın salonuna sıkışarak dinlemiş olsak da önemli şeyler söylendi o gün. İl Planlama ve Koordinasyon Müdürü Gülsen Ergün, Filyos projesi denilince Kastamonu, Bolu sınırlarına dayanan bir havza planlamasından söz etmek gerektiğini söyledi ve bugüne kadar yapılanları anlattı uzun uzun. Filyos Kazıları Başkanı Prof.Dr.Sümer Atasoy’sa, dünya ölçeğinde bir antik kenti günışığına çıkarmaya çalıştıklarını heyecanla anlatırken kaygılarını da dile getiriyordu: “Bu kadar büyük projelerin arasında antik kenti nasıl koruyacağız bilmiyorum. Anlatılanlardan ürküyorum doğrusu.” Yrd.Doç.Dr.Mustafa Yüce, Eren Holding tarafından Muslu’ya devasa ölçekli bir liman yapılırken 10 kilometre ötesindeki Filyos’a bir yenisi için bu kadar ısrar edilmesini anlayamadığını söylerken, yeni de bir vizyon sunuyordu: “Çatalağzı-Muslu arasını sanayi bölgesi ilan edelim. Filyos’sa bir turizm beldesi olarak gelişsin.” 70’li yıllardan bu yana bölge planlaması içinde çalışan Şehir Plancısı Dr.Ümit Özcan’sa, bir sürü fizibilite çalışmasına çok miktarda para harcandığını dile getirirken çarpıcı bir öneride de bulunuyordu: “Bir yenisi için bu kadar parayı boşa harcayacağınıza kazıya verin de Filyos gün ışığına çıksın…” Filyos ve Çaycuma belediye başkanlarının ilgiyle izlediği panelde, CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk dışında siyasetçi yoktu. Her türlü tartışmanın tam ortasında olan sivil toplum kuruluşlarından da kimse görünmüyordu ortalıkta. Bu durum kentin içinde debelendiği fikir fukaralığının, ışıksızlığın, güdüklüğün de bir göstergesiydi bana göre. Kabul etmek gerekir ki, bir kentin geleceğinin akademik düzeyde tartışıldığı bir toplantıya ilgi göstermeyen siyaset erbabı “çözüm değil, çıkışsızlık üretir” ancak. Ağzını açtığında Zonguldak aşkını haykıran sahte sevdalıların politikalarını bilime, bilgiye dayalı olarak değil de, yalanla şekillenmiş cıvık bir popülizme yasladıklarını gösteren bu tutumun acısı yanlış politikalar olarak çıkıyor ne yazık ki ortaya. Hiçbir şüpheye yer vermeden söylüyorum ki, Filyos tartışmaları bunu tüm berraklığıyla açığa çıkaran bir etkinlik oldu… Bu kentteki kimi insanlarda, fikir fukaralığının yanında anlaşılması güç bir egonun tetiklediği garip bir aşkınlık hali var nedense. Biyoçeşitlilik açsından Karadeniz’in en varsıl bölgesinde, birinci sınıf tarım arazisinin altında yatan binlerce yıllık tarihsel birikimi insanlığın kültür hazinesine kazandırmanın yolları konuşulurken, tartışmayı küçücük meselelerle kilitleyip içinden çıkılmaz hale getiren had bilmezliğe de değinmek gerekiyor biraz. Gerçekten bir beyin fırtınası şeklinde geçen panelde, gerilim yaratma pahasına, tartışmayı örneğin bir “tabela” sorununa indirgemenin Filyos’a da, kente de bir hayrı olmadığı gibi, yapılan çalışmanın verimini de düşürüyor ayrıca. Nitekim söylenen onca söz, verilen onca mesaj dururken bizim gazetenin çalışmayı “Panelde tabela krizi” başlığıyla haberleştirmesi bile, tartışma adabından uzak tutumlarla faş edilen görüşlerin nasıl kötü sonuçlar doğurduğunun iyi bir örneği olarak kaldı aklımda… Sözün tam da burasında yerel basına da diyecek birkaç sözüm var. Attı mı mangalda kül bırakmayan malumatfuruş köşe yazarlarımızla basınımızın güzide temsilcilerinden hiçbir muhterem şahsiyet (Atilla Öksüz dışında) yoktu orada. Akıllarına estikçe salvo halinde Filyos atışı yapan akıldaneler, böylesi toplantılara yüz vermediklerine göre, köşelerinde cahil muhabbeti yapıyorlar demek ki. Orada bulunanların haberi nasıl yaptığınıysa, ayrı bir başlık olarak ele almak gerekiyor galiba. Haberciliğin en temel kurallarını yok sayan bir tutumla, vazgeçtim yapılan konuşmaların düzgün şekilde özetlenmesini, etkinliği düzenleyen kurumun adından katılımcı bilgilerine kadar pek çok şey yanlış yazılmıştı çünkü… Sonuç olarak son derece önemli görüşlerin öne sürüldüğü kentin yaşamsal önemdeki sorunuyla ilgili bir panel, tüm organizasyon başarısına karşın elbirliğiyle heder edildi bence. Behçet Kalaycı “Türküsüz Kent” demişti Zonguldak için… Kentsel tüm sığlıklarının yanına bir de değer bilmezlik ekleyen Zonguldak için, “Vay benim emeklerim” türküsünün “ulusal marş” olmasını öneriyorum. Sevgili öğretmenimin ruhunu da şad etmiş oluruz böylece…
|