|
Allaha Emanet… “11 Saat dolaştırılan kaza kurbanı adam, parmağını kay-betme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış…” Haber bu. Sağlıkta reform dediğin böyle olur değil mi? *** 7-8 aydır doktor doktor, hastane hastane dolaştım.11 dokto-run kontrolünde, büyük çaplı çekaptan geçtim. Sağlıklı çıktım ama, hâlâ da bitmedi.Bu kez kataraktla uğraşıyorum. Tomoğrafi için 19 Temmuz’a sıra verdiler. Hastaneler ana baba günü: 7’den 70’e tam bir curcuna koridorlarda. Ne çok hasta var, onların iki katı kadar da hasta yakını. Doktorlara da, sağlık personeline de acımak gerekiyor. Neden böyle oldu derseniz, şundan: “ Sağlıkta reform, dönüşüm ve mo-dernizasyon” vs. vs. Hele buna bir de ilaç bulmayı, alabilmeyi katarsanız bir perişanlıktır ki, sormayın… “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü tam bizim halimizin nedenini açıklıyor. Yani sağlıksız bir toplumuz: Beslenmesiyle, sistemiyle, çalışma yöntemleri ve koşullarıyla, tam gün dedikodularıyla herkesin kafası karışık. Nasıl olmasın ki; TV haberleriyle, gazetelerin sayfalarıyla, telefon dinlemeleriyle, sokaklardaki can kaygısıyla tam bir korku yaşatılıyor bize. Şehitler, terörün kol gezdiği sokaklar, karayollarındaki trafik cinayetleri; son olarak da Gazze yardımı olayı tuz biber ekti üstüne üstlük… *** SGK genelge, yönerge ve uygulamalarındaki akıl almaz düzensizlik ve değişiklikler hastalarda moral bırakmıyor. Hastasıyla sağlam hastaneye giden yakınlarımız hastalanarak dönüyorlar eve: Ne asap kalıyor insanda, ne de moral. Bu yalnız sağlıkta değil, mali konularda da, eğitimde de yaşanan bir durum. Çarşı Pazar sağlığımızı bozan faktörlerin başında geliyor ayrıca. Buna ne akıl, ne beden neden can dayanır dostlar? Bizim en çok okumuşlarımızın bile anatomisini bilmediğimizi, öğretilmediğini ortaya koyuyor araştırmalar. Ayrıca ilaç israfı neredeyse ekmekle eş değerde. İlaç kullanma konusundaki özensizliğimizle de ünlüyüz. Ayrıca verilen ilaçları tedavi biçmine uygun biçimde de kullanmıyoruz. Bu konuda da eğtimimiz ve alışkanlığımız oluşmamıştır. *** Hayatın ve yaşamın, sağlığın önemini kavramak için hastanelerin içi kadar dışı da çok önemli:” Allah yokluğunu göstermesin, kapısına düşürmesin” demek yerine oralardan ibret niye almayız ki ! Doktorum bana, “gençliğinde kendine iyi bakamamışsın” dedi. Ben de yoksulluk yıllarının çocuğum dedim yanıt olarak. Şimdi öyle mi? Koridorlarda şöyle deniyor: Sen kötü oldun mu, hastan da kötüleşir”. Allaha şükretmek için ibret yeridir hastaneler… Ömrümde ilk gördüğüm en büyük hastane (1956) Cerrahpaşa idi. Şimdi bir kampus gibi. Benim dosyam Hacettepe’de. Son 4-5 yılda hastane giderek çok yoğunlaşmış, hizmetler aksıyor orada bile. Muayenehanesi olan doktorlar yıl-başını bekliyor dönmek için. İstifalar da artmış; özel hasta-haneler çoğal-dıkça. Ama hiçbir konuyu atlamayan, en ince ayrıntıya kadar incelyen bir teşhis ve tedavi uygulanıyor yine de. Volkan Knak’ın Cerrahpaşa Türküsü’nü salık veriyorum, Hastane önünde incir ağacını da. Derdinize derman olmayacak ama; sağlığın değerini anlatmakta etkili olacaklarını umuyorum. *** Bu haftanın siyasi polemikleriyle moralinizi düzeltebilirim ümidiyle siyaset de yapayım istedim: “Arap kanıyla Türk kanı bir” mi sizce de? Bu Araplar değil miydi 1. Dünya Savaşı sırasında arkamızdan hançerle-yen? Hangi BM kararında lehimize oy kullandılar; hatırlayan var mı? O Araplara ki; köpeklerimize Arap diye seslenmişiz! Hamas bir terör örgütü değilmiş: ABD aksini iddia ediyor oysa… Mavi Marmara olayı insani mi; siyasi ve de İslami mi? Soru da, yorum da, durum da bitmez: Omurgalı duru-yoruz diye bu iş bize hayretmez… Kısa kesiyorum ama Aydın havası olsun diyemiyorum. Karanlık gidişlerin aydınlığına çıkmak gerekir diye düşünüyrum…
|