FLASH HABER

 
Ana Sayfa arrow Güncel arrow Makaleler arrow Yine açtı barış kardelenleri
Yine açtı barış kardelenleri Yazdır E-posta
Yazar Ahmet Öztürk   
Cuma, 23 Temmuz 2010

Yok, hayır alıştığımız, bildiğimiz türlüsünden değil bu... Bedenimizi kavurup geçerken, her yanımızı sırılsıklam su içinde bırakan bu sıcak doğal döngünün ötesinde başka şeyler çağrıştırıyor insana... Doğanın kendi gücüyle değil de, insan eliyle yaratılmış yapay bir cehennemde yaşıyoruz, hiç kuşkum kalmadı bundan... Kara baltalı ilahlarca yerle bir edilen ağaçlar gölgesini üstümüzden çekeli beri, rüzgârlar, ıslıkla türküler söyleyerek dolaşmıyor aramızda. Ne çok şeye hasret kaldık! Bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi, hiç durmayacakmış gibi yağan bıktırıcı yağmurlarını özledim kentimin. Farkında mısınız, ne poyrazların tene huzur veren serinliğiyle buluşuyor son zamanlarda bedenimiz, ne de karayelin iç ferahlatan dokunuşlarıyla... Evrenin tek hâkimi güneş, bu egemenliğini sorgulayan insanoğluna haddini bildirmek ister gibi tepemize dikilmiş, altın hareleriyle yakıyor, kurutuyor, yapış yapış ederek mecalsiz bırakıyor bizi...

Terden sıvılaşan bedenimizle birlikte beynimiz de hamurlaştı sanki. Bilincimiz anlamsızlığın kör kuyularında yitirdi kendini. Sesimizi duyuramamanın, gücümüzü yetirememenin acziyle, boş gözlerle bakıyoruz olan bitenlere. Tenimizi kavuran sıcağa bir de içimizden hiç gitmeyen yürek yangını eklenince daha da çekilmez oluyor hayat... Gelen her haber, duyduğumuz her sözcük, gördüğümüz her olay, yaşadığımız her an bir başka acıya salıyor bizi. Kederin, hüznün, bir tonundan başka tonuna sıçrıyoruz... Papatyaları kuruyor içimizin, menekşeleri soluyor, sümbülleri boynunu büküyor, hanımelileri o güzel kokularını da alarak yanına, çekip gidiyor içimizin kovuklarına... Ne çok şey murat etmiştik oysa hayattan...

Haberler ne kötü, gençler öldürülüyor ülkemin dağlarında. Hain pusular, gencecik bedenlere değil yalnızca ülkenin geleceğine, bir arada yaşam iradesine, daha iyi bir ülke idealine de kuruluyor aslında. Bin yıllık dostluklar, insanoğlunun en ilkel güdüsüne teslim edilip, yeni düşmanlıklar üretiliyor eski dünyada. Komşu evler birbirine düşman kaleler haline dönüştürülüyor ve insan kanı içen alçaklar, “bu kez de başardık” diyerek sevinçle ovuşturuyor ellerini. Türk – Kürt halklarının kardeşliğine sıkılan her kurşun, bir tarafın cephesine yazılan yeni bir asker olarak geçerken kayıtlara, diğer tarafın siyasal gücüne zinde kuvvetler ekliyor. Bizimse acıyla kıvranıyor bedenimiz. Ölen her insanla bir kez daha ölüyoruz. Oluşturulan her önyargı bir şeyler koparıyor bedenimizden. Öfkeden kararan yüzler, ne ağıtlarımıza kulak veriyor, ne de acılı haykırışlarımıza... Gözyaşlarımızı içimize akıtıp, kahrediyoruz bu acımasızlığa...

Umutlarımızın deli bozuk fırtınalarca yığılan karların altında kaldığı şu sıcak yaz günlerinde, üstündeki büyük yükü yarıp başını kaldıran kardelen çiçekleri gibi acıya isyan eden sesler yükseliyor ülkenin dört bir yanından... “Denenmeyen tek yol kaldı: Barış” diyen sesler, cehennemden önceki son durakta, içimizin menekşelerini, sümbüllerini en sahici renklerine büründürerek sağduyuya davet ediyor bizi. Aralarında Kadir İnanır, Adalet Ağaoğlu, Mehmet Bekaroğlu, Tuncel Kurtiz, Derya Alabora, Haluk Bilginer, Sennur Sezer gibi aydın, yazar ve sanatçının olduğu 31 insan yayınladığı ortak bildirge ile yalvarıyor adeta:  

“İnsanların sesinin duyulması için, demirin şakırtısına ve barutun gürültüsüne hemen ve acilen son verilmelidir. Şiddeti kışkırtan neden ve gerekçeleri ortadan kaldırmak için, barışın yalnızca zorunlu değil, aynı zamanda mümkün olduğunu da göstermeli; yok olmaya yüz tutan umutlar canlandırılmalıdır. Kardeşliği yeniden kurmak, eşit ve özgür vatandaşlar olarak yaraları birlikte sarmak için boşa geçirecek zamanımız kalmamıştır. Türk ve Kürt halklarını birlikte sevindirmek ve sorunu köklü olarak çözebilmek için güçlerimizi seferber etmeliyiz. İki halkın el ele vererek demokratik ve özgür bir atmosferi birlikte solumasının tek ve vazgeçilmez yolu birlikte özgürleşmektir. Silahlar sussun, insanlar konuşsun! Yok ederek değil yaşatarak, ayrılarak değil birleşerek özgürleşelim. Kürt halkının kazanımı, Türk halkının da kazanımı olacaktır. Eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir arada yaşamak istiyoruz.”

Bu sese yüreğimizin en ışıklı yanıyla katılırken, içimizdeki hanımeli kokularını yeniden solutan Karadeniz’deki bir başka kardelen çiçeğine dönüyoruz yüzümüzü. “Karadeniz’in aydınlık yüzleri”, Kürt işçilere yönelik olarak yapılan ayrımcılığa “Fındık ektik, kardeşlik toplayacağız”¸ “Bahçelerimiz de, yüreklerimiz de, sofralarımız da kardeşlerimize açıktır” diyen onurlu bir ses yükseltti ülkenin en kuzeyinden. Şovenizmin, ırkçılığın, ayrılıkçılığın, bölücülüğün en dik alasının suratına şamar gibi patlayan sesler, tulumların, kemençelerin sesine karışarak, şenlikli bir ses olarak yükseldi göğe doğru... Şimdi eylem zamanı... Şimdi bedenimizde gözelenen ırmaklardan, kardelenlere can suyu olma zamanı... Şimdi ayrık otları gibi yaşama tutkuyla bağlanıp, çok, daha çok olma zamanı... Şimdi kardeşliği yeniden üretme zamanı... Kuruyan papatyalarımızın yeniden yeşermesi bu umudun çoğalmasına bağlı değil mi sizce?

 
< Önceki   Sonraki >
© 2005-2009 ZonguldakBilgi[Kent ve Kültür Rehberi]
Joomla!