Ana Sayfa Dağarcık 1990-1991 Büyük Madenci Grevi "Zonguldak Maden İşçileri, Yasaklara Teslim Olmamalı"
|
|
"Zonguldak Maden İşçileri, Yasaklara Teslim Olmamalı" |
|
|
|
Yazar Mücadele
|
|
Perşembe, 30 Kasım 2006 |
ZONGULDAK MADEN İŞÇİLERİ YASAKLARA TESLİM OLMAMALIDIR Kaynak: MÜCADELE, sayı 13, 1 Şubat 1991
Zonguldak maden işçilerinin grevi ve Ankara yürüyüşü barikatlardan geri çevrilse de, ülkemiz işçi sınıfı mücadelesine damgasını vuran reformist geleneğin karşısında atılmış önemli bir adım oldu. 15-16 Haziran, Tariş, 3 Ocak ve benzeri eylemler nasıl ki yeni bir geleneğin ortaya konulmasında derslerle doluysa, Zonguldak direnişi de '80 sonrası işçi sınıfı ve emekçi halkın mücadelesinde dersler ortaya koyan önemli bir direniş olarak sivrildi.
Ülkemizde devrimci mücadele ve ulusal hareketin, direnişler, boykotlar, grevler ve devrimci eylemlerle sürece müdahaleleri, 12 Eylül pasifikasyonunu aşan kitlesel eylemliliğin önünün açılmasında önemli birikimler yarattı. Halkın çeşitli kesimlerinde hak arayışı eylemlerini açığa çıkarırken, giderek bu eylemlerin radikal-leşmesini de doğrudan etkiledi. İşçi sınıfının '89 bahar direnişleri, Temmuz memur eylemleri, 6 Kasım'da Devrimci Gençlik'in YÖK'e ve savaşa karşı genel boykotu, süreci 3 Ocak genel direnişine kadar götürdü. Bütün bu ileriye doğru değişim içerisinde ortaya çıkan ve bir noktadan sonra Ankara yolunda barikatları zorlamaya doğru giden Zonguldak maden işçilerinin direnişi, 3 Ocak direnişini de aşarak toplumsal muhalefetin bütün güçlerini kendi üzerinde toplayan bir odak haline geldi. Bir yanıyla, eylem ilkin ekonomik talepler üzerinde ortaya çıkmış olsa da, var olan koşullarda halkın geniş kesimlerinin tepkilerini ve taleplerini birleştiren bir siyasal boyut kazanmasıyla, toplumsal muhalefetle iktidarın karşı karşıya geldiği bir muhtevaya yerleşti.
Maden direnişi bu noktaya, maden işçisinin 12 Eylül'de eyleme geçerek 48 saat boyunca ocağa inmemesi ve ilk kez tam katılımla ve kendi öz deneyimleriyle gücünü görerek geldi. Kendiliğinden gelişen bu eylemlilik, Türk-İş'in bütün kırma çabalarına rağmen grev öncesi işçilerin daha ileri direnişleri yaratabilmeleri için bir dinamik oldu. Bu doğrudan sendikayı harekete geçirdi ve her toplu sözleşme döneminin son gününde işçilerin satılması geleneğini parçaladı. Sendika, gelişen direniş baskısı karşısında etkilendiği oranda greve gitmek ve grevi daha yaygın çeşitli direnişlere dönüştürmek yönünde adımlar atmak zorunda kaldı. Kendiliğinden başlayan eylemlilik açıkça şunu gösterdi: Büyük küçük demeden halkın kendiliğinden de olsa hak alma eylemlilikleri, devrimci politika ile bütünleşmese bile, bugüne kadar içine hapsedildiği geleneksel uzlaşmacı sendikal önderlik kabuğunu kısa sürede parçaladığını ve ister istemez kendi radikalizmi ile eylemi ve sendikal yapıyı sarmalayıp öne sürüklediğini gösterdi. Bu noktada her ne kadar direnişte sürükleyici rol kendi yarattığı kahramanlara yüklenmiş görülse de, asıl görülmesi gereken sendikayı da ileri adımlar atmaya zorlayan işçilerdir.
Kendi önderliğini barikatlara kadar sürükleyen işçilerin barikatlardan geri dönmesini yadırgamamak gerekir. Burada çok açık bir 'çelişki' göze çarpıyor. İşçi sınıfının istemlerine ve giderek radikalleşen direnisine bağlı olarak, radikalleşme çabaları içinde olan ve bunu "ölmek var dönmek yok" diye ifade etmeye kadar götüren sendika yönetiminin, işçinin barikatları ısrarla aşma isteğine rağmen eylemi geri çevirmesi nasıl açıklanmalı? Ne kadar radikalleşirse radikalleşsin, işçi ve emekçi sınıfının eylemliliklerine devrimci politika ile önderlik edilemezse eylemlerin bütün siyasal sonuçlarına rağmen daha ileriye gidemeden bir yerlerde tıkanacağı açıktır. Ufku devrimci politika ile açılmayan kitle radikalizmi ve onun sürüklediği sendikal önderlik barikatları aşamamıştır. "Barikatları aşmaya doğru" sloganı bu noktada, kitlelerin eylemlerine, devrimci önderlik ile müdahale etme ve soluğu ancak buraya kadar yeten sınırlılıklardan kurtarmada anlamını buluyor.
Zonguldak maden işçilerinin eyleminin gelişimini etkilemede, devrede başka güçler de rol aldı. Eylem, toplumun geniş kesimlerini etkilemesine paralel olarak devrimciler, ilericiler, demokratik kuruluşlar, sendikalar kadar burjuva muhalefeti ve Türk-İş'i devreye soktu. Devrimciler eylemi politikleştirmeye, destek güçleri oluşturmaya, ülkeye yaymaya ve daha radikalleştirmeye çalışırken, Türk-İş ve burjuva muhalefet her zamanki misyonlarını oynadılar. Burjuva muhalefet eylemi politikleştirmemeye, kendi kontrolüne almaya ve erken seçim manevrası odağında Özal iktidarına karşı kullanmaya çalıştı. Yasallık zorlanmaya, barikatları aşma noktasına gelindiğinde, düzen için çanların çaldığını gören burjuva muhalefet, eylemin önünde barikat kuranların yanında yer aldı. Burjuva muhalefetin düzen partisi oldukları yüzlerce sayfalık yazıda bile bu kadar açık gösterilemezdi. Gelişmelerden telaşa kapılan İnönü "Bu bir halk hareketidir, iç savaş çıkar. " diye eylemin bitirilişi yönünde işaret veriyordu. Demirel ise "İstenilen verilene yanaştı, artık eylem bu akşam bitirilsin. " diyerek kendi milletvekillerine "Gidin barikat kurun." mesajı veriyordu. Böylece barikatları geçmeye hazır olan işçiler, burjuva muhalefetin dokunulmazlık zırhı ve gücüyle barikatları aşmada kolaylık sağlamadığını görmekle kalmadılar, burjuva muhalefetin asıl hesaplaşma anında barikatların öbür yanında yer aldığını kavradılar.
Maden işçilerinin 12 Eylül'de başlattıkları ocağa inmeme tavrıyla Türk-İş yöneticileri aslında direniş kırıcı amaçlarını ortaya koymuşlardı. Daha o zaman Şevket Yılmaz "Bu işi bitirmesi için Denizeli ocağa ben indirdim. " demişti. Sendikayı kullanıp işçileri engelleyemeyen Türk-İş, kendisini aşan Zonguldak direnişine hiçbir zaman sıcak bakmadı. Eylemin tüm ülkeyi saran gücü karşısında paniğe kapılan Türk-İş, işçilere vurabileceği en büyük darbeyi vurdu. İşçi sınıfının Zonguldak'a vereceği desteği engelledi. İşçi sınıfı dayanışmasının Zonguldak'a uzanacak kollarını kesme ihanetini işledi. Yürüyüş barikatlarla karşı karşıya geldiğinde, burjuva muhalefetle el ele verip iktidarın barikatlarının yanında bir barikat da onlar oluşturdu. Türk-İş Zonguldak grevine bir darbe vurdu ama direnişten de kaçınamadığı bir darbe yedi On binlerce işçinin gözünde Amerikan sendikacılığının bu yerli ağalarının yüzünün bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmasına neden oldu.
Özal iktidarı eylemin bir noktadan sonra kazandığı politik muhtevasını kavradı. Devletin tüm olanaklarını direnişin karşısına çıkardı. Binlerce asker ve polisi işçilerin karşısına yığdı. İktidarın barikatları, devletin gücünü getirmenin yanında, devletin egemen sınıf yüzünü işçilere göstermesi yönünde de kavratıcı bir deneyim oldu. Ancak devrimci önderliğin olmadığı noktada, bunun yeterince kavranmış bir bilinç olmadığını da belirtmek gerekir. Zonguldak grev ve yürüyüşü bütün bu gelişmeler içerisinde birçok ders bıraktı.
ZONGULDAK SİYASİ İKTİDARIN BASKI VE YASAKLARINA TESLİM OLMAMALIDIR
Zonguldak, oligarşinin derin bir kriz yaşadığı bugünkü ortamda kitlelerin dizginlenemeyeceği, hak arayışlarının dalga dalga yayılacağı mesajını verdi. Radikal kitle hareketlerinin önünün açık olduğunu gösterdi. Devrimci halk muhalefetinin yükselişi, böylesi eylem üzerinde yükselerek gelişecektir. Zonguldak gibi kitle eylemleri emekçi sınıfların mücadelesinde örnek yaratıcı eylemler olarak önem taşıyor.
Sınıf mücadelesinde ivme kazanmak için asıl olarak böylesi eylemleri yaratmak ve geliştirmek gerekiyor. "Tüm Türkiye Zonguldak'tır" sloganı bunu işaret eden bir mesaj olarak kabul edilmelidir. Zonguldak'ın bir kazanım olması, önüne konan son barikatı aşamasa da, işçi sınıfı mücadelesinde pek çok barikatı kitlelere açma perspektifi sunması anlamını taşımasıdır. "Zonguldak'lar Yenilmez Tükenmez" derken, onun Yeniçeltek'ten, tütün emekçilerinin direnişinden, 1 Mayıs, Temmuz eylemleri, kola boykotları, 6 Kasım'lardan ayrı olmadığı, onların devamı, üzerlerinde yükselen daha ileri bir halka olduğu kavranmalıdır. Zonguldak'ta yeni direnişlerin takip edeceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Emekçi sınıfın kitle eylemleri bu deneyleri yaşadığı ve daha ileriye taşıdığı ölçüde, barikatları yıkan direnişler, eylemler yaratmaya adaydır. Zonguldak henüz bitmedi, ama o yarın Zonguldak'ta bitse, ülke çapında Zonguldak'lar bitmeyecek.
Kitleler kendi deneyimleriyle öğreniyorlar. Zonguldak, 40 yıldır bir grev yaşamayan madencilere 40 yılda öğrendiklerinden daha fazlasını öğretti. Kendi güçlerini gördüler, devleti, burjuva muhalefeti, sarı sendikacılığı tanıdılar. Direniş kadınların mücadelede önemli payları olduğunu ortaya çıkardı. Kadınlar eylemliliklerin her safhasında rol aldılar. Barikatlardan geri dönüş çağrıları, kadınların kararlı karşı koyuşlarıyla karşılaştı. Zonguldak direnişi kitle eylemlerinin bir noktadan sonra sınırlı programları bozduğunu gösterdi. Somut eylem programları ve belirgin hazırlık olmamasına rağmen, Zonguldak mücadelesi boyunca, yürüyüş ve bunun gibi eylemleri işçiler kendileri buldular. Birçok slogan ve eylem biçimi buldular. Mücadele kitlelerin yaratıcılığını ortaya çıkardı. Devrimcilerin kitlelerden mücadele içerisinde öğrenmesi gereken şeyler olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Eylemler emekçi sınıfları eğitiyor. Ama emekçi sınıflar eğitilmemenin eksikliğini de yaşıyorlar. Zonguldak kitlelerin eğitilmesi konusunda devrimcilere somut dersler veriyor.
Kitlelerin eyleminin kalıcı mevziler kazanması, hedeflerine ulaşabilmesi için en büyük eksikliğin devrimci önderlik sorunu olduğu kendini açıkça gösteriyor. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun, Denizer gibi sendika liderleri eylem potansiyelini uzun süre ayakta tutamazlar. Maden işçileri halen bunu bizzat yaşıyorlar. Grevin bundan sonraki aşamalarında, işçiler önderlik gereksinmesini daha somut olarak hissedecekler. İşçilerin geriye dönüşleri sırasında da direniş mevzileri tutamamaları ve giderek inisiyatifi iktidara kaptırmaya başlamalarının altında da devrimci politikanın eksikliği kendisini hissettiriyor. Zonguldak sokaklarında işçilerinin yürüyüşlerinin ve sloganlarının tersine, polisin gözdağı verircesine dolaşması bunun en somut örneğidir.
İşçilere gerçek hedeflerini gösterecek, eylemlerin muhtevasını doğru olarak kavratacak, programlayıp hazırlayacak ve her noktada bilinçli işçilerin kolektif inisiyatifini ve örgütlülüğünü sağlayacak devrimci sendikal önderlik... İşte yaşadıkları olaylardan sonra şimdi maden işçilerinin buna daha çok ihtiyaçları var. Bu sınıf sendikacılığı anlayışını işçilere vermek görevi Devrimci İşçi Hareketi'ne düşüyor.
Maden işçilerini 58 gündür eğiten olaylar boyunca iktidarın, burjuva muhalefetin, Türk-İş'in yüzü açığa çıktıktan sonra mücadele içinde devrimcileri de tanıma olanağı bulan işçilerin devrimci-politikaya ve devrimci örgütlenmeye çekilmesi için elverişli zemin her zamankinden daha uygundur. Önümüzdeki süreç, bunun en iyi şekilde değerlendirilmesi gereken bir süreç olarak kavranmalıdır. Bu diğer yanıyla da işçilerin iktidarın saldırılarına, moral bozukluğuna, karamsarlığın boy vermesine müsaade etmemek anlamına da gelecektir.
Maden işçileri hala kazanma umutlarını kaybetmiş değiller. Bunda hakları da var. 58 günlük direnişi onlar yarattılar. Bundan sonra da onlar savunacaklar.
Bugün siyasi iktidar savaş ortamını fırsat bilerek grevleri yasaklıyor. Önüne geçemediği Zonguldak maden işçilerinin savaş yasaklarıyla haklarını engellemeye çalışıyor. Özal iktidarı işçi sınıfının mücadelesini teslim almak istiyor. Maden işçileri diğer işçi kardeşleriyle birlikte bu yasaklara ve siyasi iktidarın direnişlerini boğma oyunlarına teslim olmamalı, yasaklara karşı mücadele etmelidir. Yasaklara, kısıtlamalara ve baskılara karşı mücadele edilmediği sürece, bu uygulamaların peş peşe geleceği unutulmamalıdır. |
|
|