"HAKLI OLDUĞUMUZA DA KAZANACAĞIMIZA DA İNANIYORUZ"kaynak: Mücadele, sayı 11, 01 Ocak 1991 Bu röportaj, ocaklarda etüd görevlisi olarak çalışan Fikri Kılıç ve Mustafa Karagöl adlı iki işçiyle yapılmıştır.
MÜCADELE: Bugün bütün Türkiye'nin gözü Zonguldak'ta. Grevinizi başından bugüne değerlendirir misiniz?
F. KILIÇ: Grevden önce işçiler ocaklarda, toplantılarında kendi hazırladıkları önerileri sözleşme taslağına kattılar. Bunların ekonomik olanları taslakta sendika tarafından kabul görürken, demokratik talepler değiştirildi, hasır altı edildi. Örneğin biz Karadon Şubesi'nde 1 Mayıs'ın işçi sınıfının mücadele günü olarak taslakta yer almasını istiyoruz. Şube Başkanımız Ali Rıza Ergen, "Bugünü tatil günü olarak geçirelim. " dedi. Yani, içeriği boşalttı, sonra da bunu bile değiştirdiler, biz dayattık. İşveren en sıradan taleplerimize karşı bile katı bir tutum izledi. Grev kaçınılmaz bir hal aldı, grev öncesi ocaklara inmeyerek direniş yaptık.
MÜCADELE: 17-18 Aralık günlerinde Türk-İş Başkanlar Kurulu ve şube başkanları toplantısı yapıldı, işçi sınıfının "Yaşasın Genel Grev" sloganını yükselttiği ve beklediği bir günde Türk-İş her zamanki misyonu gereği 3 Ocak günü işe gelmeme kararını aldı. Sizce buna genel grev diyebilir miyiz?
M. KARAGÖL: Kesinlikle genel grev diyemeyiz. Türk-İş sermayeye olan borcunu böylece ödemiş oldu. Genel grev bir günlük eylem kararıyla geçiştirilmiştir. İşçiler arasında buna büyük tepki var. Oysa genel grev üretimden gelen gücümüzü kullanarak, işçilerin birliğini sağlayarak, iktidarı sarsacak şekilde olmalı. Şalterler inmeli, halaylar çekilmeli, meydanlara, sokaklara taşmalı, eylemler nitelikli ve ses getirici olmalı.
MÜCADELE: Bu konuda sendika yöneticilerinizin düşünceleri nelerdi? Sizce genel grev nasıl olmalıdır?
F. KILIÇ: Sendikamız yöneticilerinin önerisi ve çabaları genel grevi daha önceye, 26 Aralık'a almaktı ama Şevket Yılmaz "Eylem tarihini ben belirleyeceğim. " diyerek 3 Ocak'a sarkıtmıştır. Coşkunun ve dayanışmanın azalmasını beklemektedirler. Zonguldak madencilerinin grevinden korkulmakta ve önü kesilmeye çalışılmaktadır. Genel grev ülkede demokrasi mücadelesinin bir parçasıdır. İşçi sınıfının etkili bir silahıdır.
MÜCADELE: Yediden yetmişe tüm halk her gün madenin önünde. Bu dayanışmayı nasıl başardınız? Grevi Zonguldak dışına taşırmak için daha başka ne tür dayanışmalara ihtiyacınız var?
M. KARAGÖL: Zonguldak halkı bir bütün olmak zorunda, çünkü Zonguldak'ta en büyük gelir kaynağı TTK işletmeleri, esnaf da buna ekonomik olarak bağlı. İşçi çalışmadan esnaf kazanamaz. Sorun hepimizin ama bir şikayetimiz var. Bize gerek yurtdışından, gerekse yurtiçinden maddi destek yağmakta. Zonguldak esnafından böyle bir talep gelmedi. İşçilerin hesaplarını sadece veresiye olarak tutuyorlar, grevden sonra fazlasıyla alacaklar. Bir de, maden işçisi Zonguldak'ta çok dışlanmıştır. Hor görülmüştür. Halk arasında, "Apça, kıvırcık" denerek, hiçbir şeyden anlamayan, ensesine vur ekmeğini al cinsinden olarak görülmüştür. Bugünkü öfkede bunun da payı var. Kendini ispatlamak isteyen bir insan olmuştur. MÜCADELE: Sanatçıların dayanışmasını nasıl karşılıyorsunuz?
F. KILIÇ: Grup Yorum ve tiyatrocu arkadaşlar bizlere destek veriyorlar, yanımızda yer alıyorlar, bizimle yürüyor, bizimle bağırıyorlar. Bizlerin istediği de budur. Fakat birtakım güçler bu dayanışmayı engellemek istiyor. Diğer sanatçılara sağlanan imkanlar, Grup Yorum'a sağlanmıyor. Bugün yürüyüşlerimizde, kahvelerimizde, köylerimizde, evlerimizde bizimle beraber oluyorlar. Dayanışmamızı hiçbir güç engelleyemez.
MÜCADELE: Aynı şekilde KAM-SEN, BELDE-İŞ, Devrimci İşçi Hareketi, TAYAD'lı aileler, DEMKAD'lı kadınlar, Devrimci Gençlik, İYÖ-DER'liler, Devrimci Mücadelede Avukatlar, heyet olarak grevinize katılmaya geldiler. İşçiler arasında bu dayanışma nasıl değerlendiriliyor?
M. KARAGÖL: Bizleri bu destekler çok sevindirdi. Biz kendimizden olanı biliriz. Bizi emekçilerden başkası daha iyi tanıyamaz. Bu anlamda kortejlerde olsun, evlerimizde, sohbetlerimizde olsun onları yabancı gibi görmedik. İşçi sınıfının mücadelesinin bir parçasıdır dayanışmalar.
MÜCADELE: Zaman zaman sendika yöneticileri grevinizin politik bir yönünün olmadığını basına açıklıyorlar. Ama ücret ve ekmekle ilgili olan ilk günlerdeki sloganlar, bugün daha politik bir içerik kazanıyor. Bu değişimi nasıl açıklıyorsunuz?
F. KILIÇ: 27 Mayıs'la birlikte verilen haklar 12 Eylül'le alınmıştır. Artık bize hak vermeyecekler, biz alacağız. Bu grev ekonomik olarak başladı, demokrasi mücadelesine dönüştü. Demokrasi olmadan, kurmadan bu mücadele bitmez. Biz bu grev vesilesiyle çok şey öğrendik. Dostu düşmanı tanıdık. O yüzden değişti, daha da değişecek. Bu seli durduramazlar.
MÜCADELE: Özal iktidarı ülkemizi, faturası açlık, zulüm ve sefalet olan bir felakete, emperyalist bir savaşın içine sokmak istiyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
M. KARAGÖL: Bugün bunalıma giren iktidar kendini kurtarmak için savaş istiyor. Bizim bu savaşta hiçbir çıkarımız yok. Emperyalistler için istiyorlar. Biz kendi savaşımızı, demokrasi savaşı veriyoruz. Haklı olduğumuza da, kazanacağımıza da inanıyoruz.
MÜCADELE: İşçi sınıfının mücadelesinin önündeki en büyük engeller sizce nelerdir?
F. KILIÇ: 1982 Anayasasıdır. Sendikalar yasasıdır. Sarı sendikalar, tabanın değil sermayenin sözcülüğünü yapıyorlar, danışıklı dövüşlü bir oyun oynuyorlar. İktidar ise sermayeyi zengin ediyor. İşçilerin güçlenmesinden korkuyor, önümüze set çekiyor. İşçiler ve ezilen tüm halkımız birlik olursa önümüzdeki engelleri daha kolay aşarız.
MÜCADELE: Devrimci İşçi Hareketinin genel grev kampanyası sürüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
M. KARAGÖL: Genel grevi hepimiz istiyoruz. İşçilerin de yönetimde söz sahibi olmasını istiyoruz, bu kampanyalar bizi sevindiriyor. Destekliyoruz.
MÜCADELE: Dergimiz genel grevle ilgili özel sayı bastırdı, okudunuz mu? Bizden ne gibi destekler bekliyorsunuz?
F. KILIÇ: Derginizi sürekli okuyamıyoruz. Daha doğrusu bize ulaşamıyor. Ama bizi aydınlatmasını, doğru düşünceleri yaymasını istiyoruz. Bizim yanımızda olduğunu biliyoruz. Biz bütün yasaklar için, engeller için, demokrasi mücadelesi veriyoruz.
|