|
Ana Sayfa
|
|
Yazar Hüsamettin Ayvacı
|
|
Salı, 27 Nisan 2010 |
|
Bu günlerde Çatalağzı Elektrik Santrali’nin özelleştirilmesiyle ilgili tartışmalar var. Çatalağzı’yla birlikte 4 santral daha özelleşecekmiş; yani beşi bir arada. Zonguldaklılar diyor ki: Çatalağzı’nı ayırın Zonguldaklılar alsın. Tabii, bu bir dilek; hükümet ister, istemez! Ama ben Çatalağzı’nın ayrılacağını sanmıyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ece Bakioğlu
|
|
Pazartesi, 26 Nisan 2010 |
Mimaride mekan kavramı aktarılırken doluluklardan ve boşluklardan bahsedilir. Duvarlar doluluk olarak değerlendirildiğinde bunlar üzerinde açılan kapılar ve pencereler de boşluklardır. Oysa duvarlar içerisindeki o dipsiz boşluktaki tutsak insan ancak pencereler ve kapılar ile özgürlüğe kavuşup ruhunu doldurabilir. Bu durumda bir pencere benim için ne ifade etmeli? İyi biliyorum ki bir pencere benim gibi tüm kadınlar için aynı şeyi ifade ediyordur. Fakat ben, Furuğ ve pek az kısmımız bunun farkındayız, dile döküyoruz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Pazar, 25 Nisan 2010 |
|
Bir dost telefonunun ardından bu kez gözüm değil, dünyam da karardı adeta, gelen habere göre Ilıksu’nun ağaçları kesilmişti. Eski Kozlu otobüs durağının karşısındaki beş tane çınarı durduk yerde kesen İsmail Eşref ile birlikte, “büyük bir günahkâr” olduğunuzu düşündüm ilk kez. O çok inandıkları, uğruna ölümü göze aldıkları Tanrı,"kestiği ağaçların ateşinde yaksın onları” diye ilendim kendi kendime... “Ne yüz sürdükleri kutsal topraklar, ne de beş vakit secdeye vardığı mabetlerin kutsallığı cehennemde bir kütük olmaktan kurtaramasın” diye söylenirken, utandım kendimden. Her ne kadar kentlerin kaderini elinde tutan kudretliler de olsanız, bir insandınız sonuçta. Ve ben her insanın olduğu gibi, sizin de acı çekmenizden hüzün duyardım yalnızca... Tüm sözlerimi geri alıp, “Oy verdin, suçlu olan sensin. Verdiğin oya da, sana da yazıklar olsun” diyerek kendime küsmeye başladım ardından… Benim gibi avam takımdan birinin efendilerine kızması -tövbe hâşâ- ne haddineydi ki zaten? |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mete Arif Tokmak
|
|
Cumartesi, 24 Nisan 2010 |
|
Hamit Kalyoncu Hocamız diyor ki yazısında: “İrfan Yalçın’ın son üç yılı hiç boş geçmedi. Her yıl bir kitabı yayınlandı. 2010 yılının şu ilk aylarında da bu kural değişmedi. İrfan Yalçın, okuyucusuna bir kez daha “merhaba” dedi. Can Yayınları arasında çıkan yeni kitabı roman değil bir öykü kitabı: “Cellat Ağlıyor.” Bu muştu ile haber yollamış. “Cellat Ağlıyor”un tanıtım yazısı şöyle: “Ama sonra sonra, ışıktan karanlığa, karanlıktan ışığa gidip gelmelerle geçen ve iki kelebek ömrü kadar süren bir zamanın ucunda, bir kurtarıcı gibi görüyor işkenceci avcısını ve içindeki sonsuzluğun bittiğini duyumsuyor; artık var mı yok mu onun için uçuyor ve avlıyor; uzun uzun uçmalardan, avlardan ona dönüyor; alıp başını gitmiyor eski günlerinin uçsuz bucaksız özgürlüğüne; bulutlara karışıp kanat vurmuyor.” |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa Kademoğlu
|
|
Cuma, 23 Nisan 2010 |
Çocuklar geleceğimizdir diyoruz ama onları geleceği ve yarınları kuracak; güven ve birikimle donatmıyoruz: 23 Nisan’da bile büyükler konuşuyor; çocuklara yalnızca şiir okumak kalıyor. Sonuçta üniversitede bile onlara siyaset yapma olanağı vermiyoruz. Ama kamplara bölmekte, onları çıkarlara uygun biçimde kullanmak da bize özgü. Oysa çocuklarımızı bir bahçıvan özeniyle yarınlara hazırlamak için hiçbir çabamız yok. Çocuklarımızı kendi düşünce, duygu ve anlayışlarına göre yönlendirmekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Bu ülke için olduğu gibi devletin geleceği için de tehlikeli bir gidiştir. Meclis kavgalarını, vekillerin liderlerin güdümünde olmasını görmüyor musunuz? |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Perşembe, 22 Nisan 2010 |
İzleyenler biliyor, sanatsal yaratı alanları en yoğun tartışmaların yaşandığı bir alandır. Hızla değişen dünya insanların kültürel gereksinimlerini, algılarını, estetik değerlerini de değiştirdi doğal olarak. Yaşadığımız hayatın içinde karşılaştığımız “durumları” yorumlayıp, estetik düzeyde yeniden üreterek topluma sunmayı amaçlayan sanatçılarsa, bu yeni duruma uygun olarak farklı anlatım biçimleri, başka teknikler geliştirmeye çalışıyor. Her sanatçının kendi öznelliğinin yanı sıra, sınıfsal bakışının, ideolojik duruşunun, kültürel altyapısının belirleyici olduğu bu arayışlar, bazen son derece gerilimli, bazen son derece renkli ve varsıl tartışmalar çıkarıyor ortaya. Yine iddialı bir cümle olarak söylüyorum ki, bu tartışmaların arasında entelektüel gelişkinliği oldukça yüksek ve dünyada süre giden arayışlara entegre olmayı becermiş güçlü bir aydın tipi çıkıyor ortaya. “Şehir” gibi dergilerse bu yoğunluklu tartışmaların zemini olmasalar bile, buralara insan yetiştiren bir okul görevi üstlenerek, önemli bir rol oynuyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar İsmet Akyol
|
|
Çarşamba, 21 Nisan 2010 |
|
Köy Enstitülerinin kuruluşunun 70. yıldönümü nedeniyle ‘Köy Enstitülerinde Kitap ve Aydınlanma’ konulu bir etkinlik gerçekleştiren Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği, Köy Enstitülerinin kuruluşunun 70. yılı anısına Çaycuma’daki tüm okulların kütüphaneleri ile ilçedeki kütüphanelere 5 bin 200 adet kitap armağan etti. Çaycuma Belediye Sineması’nda gerçekleşen etkinlik Eğitim Sen Çaycuma Temsilcisi İsmet Akyol’un açılış konuşmasıyla başladı. Etkinlikte, gitarıyla Atilla Türkoğlu ve yan flütüyle Merve Ertop’un eşlik ettiği Müzik öğretmeni Şule Türkoğlu'nun seslendirdiği birbirinden güzel türküler beğeniyle dinlendi. İbrahim Erman’ın okuduğu Köy Enstitüleri ve aydınlanma temalı şiirler geceye ayrı bir anlam kattı. Köy Enstitüsü mezunu kadınların okula geliş öyküleri ve okulda aldıkları eğitimin anılara dayanılarak anlatıldığı ‘Mandolinli Kız’ belgesel gösterimi duygusal anların yaşanmasına neden oldu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa Kademoğlu
|
|
Salı, 20 Nisan 2010 |
|
Nedir ölüm? İnsanın öldüğünü bilememesidir. Şairin dediği gibi; “Ölüm kalanlar içindir.” Her ölümün erken olduğu kesin bir yargı: Bir de ben en çok genç ölümlerine ya-narım. Uğraşlarının en verimli çağında yitirdiğimiz, benim yakın dostluğum, saygı ve sevgiyle bağlandığım, saygı duyduğum değerler benim ölülerimdir. Ben onları yaşatmanın uğraşını veriyorum ayrıca.Adlarını sayacağım Behçet Necatigil, İbrahim Yıldız, İsmet Kemal Karadayı, Hasan Mercan, İ.Behçet Kalaycı, Müfide Güzin Anadol –ortak yanları aynı tarihte ölmüş olmaları. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Pazartesi, 19 Nisan 2010 |
Yaşamımla yazdıklarım arasında açı farkı ortaya çıkmasın diye bir keşiş hayatı yaşıyorum adeta. Sayıları çok az da olsa okuyanlar bilir, yazılarım, yaşamımın bir izdüşümüdür. Başka konular neyse de kentsel sorunlar üzerine düşünmeye başlayınca uçsuz bucaksız bir deryada hissediyorum kendimi, her konuyu sorgulamak, her konuda herkese sorular sormak geliyor içimden… Yöneticisinden en azılı muhalifine kadar kentin kaderini elinde tutan kişilerin sorunlara bakışlarındaki boyutsuzluğu görünce de fırtınalar kopuyor içimde… Bu yüzden öfkeli yazılar yazıyorum çoğu zaman… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mete Arif Tokmak
|
|
Pazar, 18 Nisan 2010 |
|
Bu kış soğanın kraliçeliğini ilan ettiği bir yıl oldu. Domuz gribi filan derken soğanın doğal tedavi edici özelliğinden mahrum olmak istemeyen insanlar soğan için manavlara, bakkal tezgahlarına, market reyonlarına koştu. “Ürün az” dendi, “domuz gribi” dendi soğanın zam şampiyonu olması alım gücünü de etkiledi. Yaptığımız yemeklerin neredeyse hepsine koyduğumuz soğan yine salataların da vazgeçilmez elemanlarından biri. Türk mutfağının bu başkahramanı, kısacası bu kış hakikatten başrol oyunculuğuna terfi etti… Üstelik büyük ücretler karşılığında! “Bu işten gerçekten kim kazandı, kimin işine yaradı?”, artık ekonomistlerin alanına giren bir konu! |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 136 - 150 of 1260 | |
|
Kimler Online
..7 ziyaretçi ..
|