|
Ana Sayfa
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Perşembe, 12 Ağustos 2010 |
1982’de EKİ Karayol Motor Atölyesi’ne işbaşı yaptığımda tanıdım ilkin onu. Engin Öksüz, motor yağının kararttığı sevimli suratın içinde, gülen iki gözdü… Daha sonra tanıdıkça gördüm ki, kapkara elbiselerin içinde tertemiz de bir yürek taşıyor… Sendikal mücadelede, grev boylarında hep yan yana durduk… Geçen otuz yıla yakın zamanda ne imalı bir söz söyledik, ne de bir yan bakış fırlattık birbirimize… Hayatın gailelerini paylaştık en çok, en çok da katıksız sevgiyi… Çok şeyi bölüştük, en çok da gülüşümüzü… Hasta yatağında bile bizi kahkahalara boğan bir “gülen insan”dı o… Hayata hep güzel bakan muzip delikanlıyı, karanlık bulutlar gibi apansız çöken o uğursuz hastalık bir anda alıverdi elimizden… Bugün sonsuzluğa uğurladık onu… Sevgili Engin hiç unutmayacağız seni… Tertemiz yüreğin, muzip bakışın ve gülüşün bize emanet bundan sonra… Güle güle güzel arkadaşım… Aziz dostum güle güle... Biliyorum, biz burada hüzünlere dalarken, sen gülüş çoğalatacaksın orada.. Çünkü en çok o yakışıyor sana... |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Çarşamba, 11 Ağustos 2010 |
|
Bizim gazete, “Kozlu’da neler oluyor?” başlığını atmış ben tatildeyken çıkan bir sayısında… Kozlu Belediyesi’nce ihale edilen bir arsa için ihaleye girmek isteyenler kimilerinin önü kesilmiş güpegündüz yol ortasında… Kozlu Belediyesi’nin etrafı birilerince abluka altına alınarak, ihaleye girmek isteyenler kovalanmış… “Başkan seçildiğimden beri Kozlu asayiş yönünden de huzura kavuştu” tafralarıyla çalım satan Başkan Ali Bektaş ise “Dışarıda yaşanan olayların bizimle ilgisi yok” buyurmuş… Kozlu geri döndürülmez bir sürecin içine girdi son yıllarda. Her türlü eleştiriye kulağını kapatan Ali Bektaş halkla en küçük fikir alışverişinde bulunma gereği duymadan bir halden başka bir hale sokuyor beldeyi… Belediyenin elinde olan arazilerin tümünü sattı neredeyse… Bununla da yetinmedi başta Fatih Sitesi olmak üzere arazisi kıymetli pek çok yerinde yeşil alanları imara açtı… En kötüsü de şu ki, en küçük karşı çıkışa bile tahammülü yok Ali Bektaş’ın. Gözünü yumuyor, büyük bir cerbeze ile ağzına geleni söylüyor, kendine muhalefet edenlere… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa kademoğlu
|
|
Salı, 10 Ağustos 2010 |
|
“Borçlu, dara düşünce eski defterleri karıştırır”mış. Türkiye gerçekten böyle bir süreci yaşıyor. Usuma, kapağı açık bir kasa, içinde fareler olan tam takır bir eşya o: Peşin satanla veresiye satan iki görüntülü bir fotoğraf. Türkiye de aynen bu durumda |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Pazartesi, 09 Ağustos 2010 |
“Zonguldak’ta yaşayan herkes, o lavuarın elediği kömürün tozunu soludu, ekmeğine katık etti. Birçoğumuzun dedesi, babası orada çalıştı. Her birimizin hatırasında izi olan bu yer rant alanına çevrilmemeli, kenti var eden üretim süreçlerini simgeleyen düzenlemeleri de içeren bir rekreasyon alanı olarak kullanılmalıdır.” diyen Zonguldaklı bazı aydınlar seslerini yükseltmeye başladı. Daha sonra kendilerine “Zonkişotlar” adını verecek olan aydınlara, sivil toplum örgütlerinin bileşimiyle oluşan Zonguldak Demokrasi Platformu da destek oldu. “Avrupa kentsel şartı”ndan, “düşük yoğunluklu yapılaşma”ya, “endüstriyel miras”tan, “kent-kentli kimliği”ne uzanan ve o zamana değin dolaşımda olmayan pek çok sözcük ve kavramın üzerinden yapılan tartışmaya ilgili ilgisiz pek çok çevre hararetle katıldı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Hüsamettin Ayvacı
|
|
Pazartesi, 09 Ağustos 2010 |
|
12 Eylül çok dramatik bir tarih. Bir taraftan halkın bağrına bıçağın saplandığı diğer taraftansa saplanan bıçağın çıkarılacağını iddia edilen gün. Halkın bağrına 12 Eylül öncesi 5000’den fazla insanımızın ölümüyle 12 Eylül’den sonra 40 bin insanımızın öldürülmesiyle 40 bin bıçak saplandı. Bir insanın bağrına 45 bin bıçak saplanabilir mi? |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mustafa KAdemoğlu
|
|
Pazar, 08 Ağustos 2010 |
Sapça tüneline gelirken hava birden karardı. Karadeniz, karalığını gösteriyor gene diye düşündüm. Yol kenarlarındaki ağaçlar esip gürlüyordu. Zonguldak’ın kara değil pis akıyordu deresi; nerde yerel yönetimler? Çaydamarı’na düşmüyor yolu demek ki. Tam 12’de indik Zonguldak’a. Karadeniz çalkantılıydı. Ama boğucu bir sıcak vardı. İlk gözüme çarpan şey, direklerdeki bayrak ve festival flamasıydı. Devrek gibi; festival geçeli ay olmuştu, Zonguldak’ta bayram havası vardı. Ama Zonguldak’ın 5 yıl önceki durumunu aradım: Asıl festival de buydu. Cumhuriyetin ilk kenti, kocaman bir kasabaya dönmüştü. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Cumartesi, 07 Ağustos 2010 |
Başkomiser Nevzat’ın ekibiyle birlikte içine girdiği serüven yalın bir dille öykülenirken bölüm başlarına konulan anlatılar, okuma zevkini doruklayan metinler olarak çıkıyor öne. Bu metinlerde kullanılan şiirli dil, yazarın, yalnızca kurguda değil yazınsallıkta da ulaştığı ustalığı ortaya koyuyor bence: “İstanbul’a bakıyorduk denizden: Nevzat, Demir, bir de ben. Doğanın yarattığı şiire... Günümüz insanının yarattığı garabete... Gökdelenlere bakıyorduk şehrin kalbine çakılmış beton hançerler gibi hayâsızca karşımıza dikilen... Köprülere bakıyorduk, denizin bileklerine bukağı gibi geçirilen... Boş alanlara bakıyorduk, her saat, her dakika, her an adım adım küçülen... Ormanlara bakıyorduk, ağaç ağaç, çalı çalı, talan edilen... İnsanlara bakıyorduk, fedakârlığını yitirmiş, sevincini yitirmiş, sevgisini yitirmiş, onurunu yitirmiş... Kendini yitirmiş... Zavallı bir topluluk, başarıyı mutluluk zanneden...” |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar İbrahim Akyürek
|
|
Cuma, 06 Ağustos 2010 |
|
Başlık bana ait bir niyeti, öneriyi belirtiyor sadece.Madenciler yerin kat kat altında ölüyor. Kalan cesetlerin yerüstüne çıkması bile bir dert. Yakınları "bir mezarı olsun yeter" noktasına gelmiş.Sözde kaçak ocaklar ise ayrı dert. Son kaçak ocak ölümleri üzerine; Radikal Gazetesi, "patron ve işçisi öldü", Birgün Gazetesi "iki işçi öldü" yazıyor. Aynı karışıklık yerel basında da yaşanıyor. Geçenlerde tersanede bir çırpıda dört işçi öldü. Vali bile kabul etti, ”ihmal var”. Önceki Valinin döneminde Soğuksu ve Çarşı Karakolu'nda kuşkulu ölümler oldu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Aslı Yücel
|
|
Perşembe, 05 Ağustos 2010 |
Bir yağmur yağsa. Yatağın hemen yanındaki saat durmuş. Zaman çok geç. Sabah yanaşıyor hiç olmayan bir sandalla, usul usul, gökyüzünün mavi, dumanlı, serin sularından günün kıyılarına. Bir yağmur yağsa. Ev metalik bir karanlık içinde. Açık perdeden içeri sokak lambasının gürültülü ışığı... Çok sıcak bir yaz gecesi. Uykuyla uyanıklık arası bir hal. Terli bir öksürük. Boğulurcasına öksürük. Halsizlik. Uyandığımda bir şarkının sonlarına doğru kulaklarıma dokunduğu. Cızırtılı çok, çok kısık el radyosunun sesi. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Ahmet Öztürk
|
|
Çarşamba, 04 Ağustos 2010 |
Ruşen Yaraş öldü... Hüzünlüyüz... Yalnızca bizim değil, meyve çekirdeklerinin, çiçek tohumlarının, akan suların, kıraç kalmış toprakların, içilmemiş çayların, çayların yanında hep geriye giden şekerlerin de boynu bükük şimdi... “Şeker çocuk” diyerek, yanağımı sıkan nasırlı ellerle, o haşin ellerin arkasına gizlenmiş yumuşacık sesi nasıl da özleyeceğim... Oysa ne kadar çok öğreneğim şey vardı ondan... Adını koyarak Türk solunda bir ekol haline getirdiği “Sömürücüye Yumruk” gazetesini, TİP’li yılların Zonguldak’ını konuşacaktık daha... Olmadı... Dönüşü olmayan bir yolculuğa gitti şimdi o. Şairin o sorusunu yinelemek isterim sahiden: “Yolculuklar ve gitmeler, nerelidir?” |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 31 - 45 of 1260 | |
|
Kimler Online
..8 ziyaretçi ..
|